TR
User Name
Password
New User | Forgot
ACADEMIC SIGHT International Refereed Online Journal of Social Sciences  Year:  2018  Volume:   66  Area:   

Hamdi KORKMAN
THE OUTPUTS OF THE PROBLEM OF UNIVERSALS IN TERMS OF PSYCHOLOGY SCIENCE
 
On the base of the problem of universals, which is one of the most popular discussions of the history of philosophy, lays the theory of ideas that Plato developed to solve the problem of appearance and reality (matter-form) and the opposition of Aristotle to this theory. Plato thought that primary characteristics belonged to the objects (particulars), and the secondary characteristics belonged to the forms (universals), and he claimed that the knowledge of secondary characteristics lied in the world of ideas. Aristotle accepted the existence of universals, however, he opposed Plato by suggesting that the universals were not independent of the objects. In the problem of universals, which continued throughout the Medieval Era, the ideology that followed Plato was called conceptual realism, and the ideology that followed Aristotle was called conceptualism. At the end of this era, the problem of universals ended in favour of nominalism, which was primarily represented by William of Ockham. The nominalists claimed that the objects (particulars) were the ones that existed, and the universals were nothing but the names given to the similar objects. The idea the nominalists brought forward, which claimed that observations and experiments should be made in order to understand the objects, has led to the emergence of the scientific method. Subsequently, the philosophers such as Descartes, John Locke and Berkeley also contemplated on the issue that whether the senses and the perceptions are related to the primary or secondary properties of the objects. While Descartes, who put ideas forward on understanding how the senses turned to perceptions (universals), adopted a rationalist perspective, Locke exhibited a sensualist and empirical approach. Although Berkeley agreed with Locke's sensualist and empiric understanding, he associated everything with being perceived. This discussion of Descartes, Locke and Berkeley has had a very important influence on psychology's becoming a branch of science because of its relevance to the mental processes. In light of these evaluations, the present study will investigate the historical origins of the problem of universals, as well as its impacts on the emergence of the science of psychology.

Keywords: Problem of universals, particular, universal, sensation, perception, rationalism, empiricism, psychology


TÜMELLER TARTIŞMASININ PSİKOLOJİ BİLİMİ AÇISINDAN DOĞURGULARI
 
Felsefe tarihinin en meşhur tartışmalarından biri olan tümeller tartışmasının temelinde, Platon’un görünüş ve gerçeklik (madde-form) sorununu çözmek üzere geliştirdiği idealar öğretisi ve bu öğretiye Aristoteles’in karşı çıkısı yatmaktadır. Platon, birincil özelliklerin nesnelere (tikellere), ikincil özelliklerinse forma (tümellere) ait olduğunu düşünmüş ve ikincil özelliklerin bilgisinin, idealar dünyasında olduğunu ileri sürmüştür. Aristoteles, tümellerin varlığını kabul etmiş fakat Platon’a karşı çıkarak tümellerin nesnelerden bağımsız olmadığını düşünmüştür. Orta Çağ boyunca süren tümeller tartışmasında, Platon’u takip eden görüşe kavram gerçekçiliği Aristoteles’i takip eden görüşe ise konseptüalizm denilmektedir. Tümeller tartışması bu çağın sonunda Occamlı William’ın başlıca temsilcisi olduğu, nominalizm (adcılık) lehine sonuçlanmıştır. Nominalistler, gerçekten var olanın nesneler (tikeller) olduğunu, tümellerin ise benzer nesnelere verilen adlardan başka bir şey olmadığını savunuyorlardı. Nominalistler sayesinde, nesneleri anlamak için gözlem ve deney yapmak gerektiği fikri, bilimsel yöntemin ortaya çıkmasına önayak oldu. Sonraları Descartes, John Locke ve Berkeley gibi filozoflar da duyum ve algının maddenin birincil özellikleriyle mi yoksa ikincil özellikleriyle mi ilişkili olduğu meselesine kafa yormuşlardır. Duyumların, algılara (tümellere) dönüşmesinin nasıl gerçekleştiğini anlamak üzerine fikir yürüten Descartes rasyonalist bir bakış açısını benimserken, Locke sensüalist ve ampirist bir yaklaşım sergilemiştir. Berkeley ise Locke’ın sensualist ve ampirist anlayışını kabul etse de, her şeyi algılanmış olma ile ilintilendirir. Zihinsel süreçlerle ilişkili olması nedeniyle, Descartes, Locke ve Berkeley’in bu tartışmasının psikolojinin bir bilim olmasına çok önemli bir etkisi olmuştur. Bu düşünceler ışığında mevcut çalışmada, tümeller tartışmasının tarihsel kökeninin yanı sıra psikoloji biliminin ortaya çıkmasındaki etkileri ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Tümeller tartışması, tikel, tümel, duyum, algı, rasyonalizm, ampirizm, psikoloji


Detail

CONTENT